Panik Bozukluk – Panik Atak

PANİK BOZUKLUK – PANİK ATAK

Beklenmeyen bir durumda, dışarıdan bir uyarı-tehdit olmadan, aniden ortaya çıkan çok yoğun korkuya Panik Atak denir. Bir ay içinde panik atak tekrarları görülmeye başlandığı taktirde ise bu durum bir hastalık halini almış olup, Panik Bozukluk adını alır.

Panik atak nöbetleri sırasında kalbiniz aşırı çarpmaya, göğsünüz ağrımaya, nefesiniz yarıda kesiliyor ya da aldığınız hava yetmiyor gibi hissetmeye ve başınız dönmeye başlar. Bazı kişiler çıldıracak, bayılacak gibi olur, bazıları ise kontrollerini kaybedip sevdiklerine zarar verecek korkusunu çok yoğun şekilde yaşayabilir.

Bazı özel yerlerde bulunmak, örneğin sinema, kalabalık bir otobüs, asansör, ya da araç kullanma, uçağa binme panik atağı tetikleyebilir.

Panik bozukluk oldukça sık olup, toplumun %3-5’inde görülür. Panik atak geçiren hastaların yakın akrabalarında da aynı hastalık veya anksiyete bozukluğu sıktır.

%80 hastada ilk panik, beklenmeyen bir hastalık haberi, yakın akraba-arkadaş kaybı, boşanma gibi stres yaratan yaşam olaylarından sonra ortaya çıkar. Bazan da çocuğunun doğumu, işte terfi gibi mutlu ancak yoğun coşku yaratan durumlar sonrasında da panik atak geçirilebilir.

Pek çok insan yaşamının bir evresinde bir veya birkaç kez panik atak geçirebilir. Bunların az bir bölümünde ise ataklar süreklilik kazanır ve iş/sosyal yaşamı etkiler. Bu durumda artık Panik Bozukluk dediğimiz hastalık tanısı konulur.

Panik bozukluk basitçe “korkudan korkma” olarak da tanımlanabilir.

Panik atak geçiriyorsanız bu hastalığın aklınızda mutlaka tutmanız gereken 3 iyi özelliği var:

1- %90 oranında tedavi edilebilir.

2- Panik atak başladığında korku dalgası ve fiziksel belirtiler 10 dakikaya kadar hızla yükselir. Ancak 20 dakika içinde kendini sınırlar ve hiçbir müdahalede bulunulmasa bile tam olarak sonlanır.

3- En önemli özelliği ise, kendinizi çok kötü, kalp krizi geçiriyor gibi hissetseniz bile vücutta kalıcı hiçbir hasar bırakmaz.

Bu hastalığın en olumsuz yani ise, kişilerin panik atak tetikleyicisi olduğunu düşündüğü eylem ve ortamlardan uzaklaşması, yani “kaçınma davranışları” göstermesidir. Kaçınma davranışları arttıkça kişiler kendilerini daha güvenli hissettikleri alanlara hapseder, giderek bu alanları küçülterek hayatlarındaki kısıtlamaları arttırırlar.

Tedavide psikoterapi ya da ilaç tedavisi ile kombine psikoterapi kullanılır. Düzenli tedavi gören hastalarda tam iyileşme şansı yüksek olup, nükslerin önlenmesi için tedavinin yarım bırakılmaması, doktoruna sormadan ilaç dozlarının değiştirilmemesi önerilir.

Psikiyatrist, Doktor Sibel Üner

Psikiyatrist Dr. Sibel Üner